3 Şubat 2013 Pazar

Güzel günler ,bizi bekler...:)

Ders çalışmalıyım,çalışmalıyım,malıyım,lıyım,yım,ım,mmmmm...:)
Görülen kitap Medeni Hukuk kitabı,önemli yerlerin altı çizilmiş,Allahtan sadece önemli yerleri çizmişim ,2 cümlede gereksiz görünüyor,bir de kendimi motive etmek için kıyısına da ''ı love law'' yazmışım uydurukran :D
BİLGİYİ seviyorum arkadaş da sınava tabii tutulmaktan hoşlanmıyorum....
Alışveriş yapmayı seviyorum ama para harcamaktan hoşlanmıyorum...Çelişki mi ne ki bu ?

2.üniversite böyle bir şey işte,ciddi alıyorsun her şeyi :)

Dün o kadar yoruldum ki kollarım ağrıyor,Migrostaydım,arabayla gitmemek gibi saflık yaptım,yürüyen merdivenlerden düşüyordum ki amcanın biri tuttu kolumdan,aldıklarım resmen ağırlık yaptı :)

Ama güzel şeyler aldım,özellikle de


Bu kesme tahtasına bayıldım,yanına tuzluk ve biberlik öğütücü de aldım,artık deniz tuzu kullanıyorum alkali oranı daha fazla diye,tam da indirimine denk gelmişim,40 liradan 14,90 tl ye inmiş fiyatı farklı kesme tahtaları da vardı,bıçağı da yanındaydı.Karaca da müthiş indirim var tekrar gidersem inek şeklinde mutfak alarmı vardı,onu alacağım :)
Bernardo dan kek kalıbı aldım ama kelebek desenli kahve fincanları hala aklımda ...
FLOdaki şeffaf ayakkabı koruyucusunu şiddetle tavsiye ediyorum,çizmeler için birebir,boyayı koruyor,suyun zarar vermesini engelliyor ve şeffaf olduğu için tüm ayakkabılarda kullanılabiliyor.

2 çanta, 1 çizmeyle Flodan çıkabildim. Çantalardaki indirim ben mağazaya gitdiğimde olmuştu,üzerine bile yansımamıştı,şans işte,siyah giymiştim ya onun enerjisi diyelim :) Bugün renkli giyiniyorum havaya ve hayata inat. pazar günü güneş renkleri...Turuncular,sarılar,patlayan renkler...

Bugün ders çalışıp evi toparlamam lazım artık. Kararlıyım...

Görüşmek üzere.
Sevgiler.

1 Şubat 2013 Cuma

Alkali İle Gitsin KİLOLAR !

Oy ooooy ooooy ... Bedenimin verdiği tepki ve sinyalleri birazcık da olsa unutmak için yazmak istedim. Önce güzel bir müzik ekleyelim...
''Gözlerimi kapatsamda sen çıksam karşıma '' ...Canım eşim,seni çok özledim. Sen olmayınca mızmızlanacağım da kimse yok evde:(

Şu an : Uzun zamandır olmayan böbrek ve karın ağrım başladı. Soldan gelen sırtıma doğru yayılan bir ağrı, arada geçen birden gelen ve neredeyse darbe almışım hissi veren, nefes alış verişim düzensiz,kalbimde ritim bozukluğu oluyor,bacaklarım ağrıyor,halsizlik,uyuşukluk,sersemlik,dikkati toplayamama,gece geç yatıp sabah mutsuz uyanma,uyanamama,gözlerimin altında morluklar var ....Ve 2 kilo almışım...59 kiloyum şu an...

Evet,bunlar için bir sürü neden olabilir... Ancak hepsi geçmişti..Her gün 45 dakika pilates,yarım sa yürüyüş ve ALKALİ diyetimle bunların hepsi geçmişti...ŞU AN GERÇEKTEN İŞE YARADIĞINI DAHA İYİ ANLIYORUM.

Bu konudaki en iyi kaynak,ki benim de tanışma aracım,


MEĞER SEN NE MÜTHİŞ BİR HAYAT TARZIYMIŞSIN...HEMEN KİTAPTAN ALINTI AKTARAYIM:


İnsan olarak bu kadar gelişmiş bir biyolojik sisteme sahipken, reflekslerimizin bir kurbağınınkine benzer olması ne acıklıdır.
Diyelim bir kurbağamız var;

Kurbağamızı içi soğuk su dolu kaba koyup suyla beraber ısıtırsak, kurbağamız ısıya adapte olur. Onu pişiren suya kaynayınca bile tepki vermez. Sürece alışmıştır.Tehlikeyi farketmez.
Aynı kurbağayı kaynar suya direkt atarsak, ...
anında zıplar kaçar.
Ani şok etkisi!

Bir sorun topyekün tepemize binerse daha kolay farkediyoruz. Yavaş yavaş olan zararlı durumlara ise adapte olup, onları görmezden geliyoruz.

Ama gerçekler, biz onları görmezden geliyoruz diye ortadan kalkmaz!


Diyelim ki akvaryumda balığımız var.
Suyunu hiç değiştirmezsek, balık hastalanırsa, balığı mı değiştirmeli suyu mu?

Ortam her şeydir.

Bizim ortamımız nasıl?
Modern yaşam bize ne getirdi, bizden ne götürdü?

Hazır yiyecekler dolusu market rafları, hızlı üretilmiş GDOlu sebzelerle dolu manavlar,bir metrekarede yaşayıp semirmiş hayvanlar, bol kimyasallarla temizlenmiş şehir suları, bolca ilaç… Bütün bunları görmezden gelip , hastalık ortaya çıktıktan sonra panikle koştuğumuz ileri(!) tedavi yöntemleri…

Kurbağamızdan ne farkımız var.
Suyu kirlenmiş akvaryumdaki balıktan ne farkımız var?


Ne yapacağız? Yeni fikirlerin kabulü için şimdiki ‘ilaç’ devlerinin yanlış yönledirdiği tıp adamları neslinin değişmesini mi bekleyeceğiz?

Elinizdeki kitap bu büyük soruna basit bir çözüm öneriyor.

İki şey yeterli.

1- Mevcut yaşam tarzının “iç”imizi ve “dış”ımızı kirletiğini farkedeceğiz
2- Kendi iç ortam sıvılarımızı temiz tutacağız.

Bunu yapmanın ilk koşulu büyük resmi görmektir:

Hastalığa ve sağlığa giden yol aslında cok basittir. Akvaryumun suyunu temiz tutacağız. Tüm vücutta, tüm dokularda, tüm hücrelerde ortamı temiz tutacağız.

Ortam herşeydir.

Problem ise en basit ifade ile vücutdumuzun iç ortamının kirlenmesi yani ‘asitlenme’dir.

Nasıl sanayi atıkları, kontrolsüz karbon salınımı dış ortamımızı kirletiyorsa, vücudumuz da hem kendi metabolizmamızın doğal döngüsü hem de aldığımız yanlış gıdaların sindirimi sonucu asit son ürünler üretir; iç ortamımız devamlı kirlenir. Vücudumuzdaki dokuları, organları, hücreleri, kanı kirleten zehirli artıklar, “vücudun asitlenmesine” sebep olur.

Asitlenmenin en önemli sebebi bizim içeri soktugumuz zehirlerdir. Bu zehir bir tutam şeker de olabilir, bir tutam tuz da.

Kalp krizi geçirmis bir yakınmızı ziyarette, “Arabana gösterdiğin özeni vücuduna göstermiyordun” diye yakınan bir aile ferdini duymadık mı?
Arabanızın deposuna gelişi güzel benzin, dizel, gaz yağı veya bir bardak şeker koymazsınız. Motoru harap edeceğini, arabanın bozulacağını bilirsiniz. Ama yediğinizi içtiğinizi vücut motoruna uygun yakıt olarak seçmediginizde ödeyeceğiniz bedeli umursamazsınız. Ve bu umursamazlığın bedeli çok ağırdır; sağlığımızla ödenir.

Düşünelim bakalım. Kanser, diyabet, gut hastalığı, kilo problemleri, safra kesesi, bağırsak poblemleri, karaciğer yağlanması, damar sertliği, kalp hastalıkları, osteoporoz denince aklımıza virus ya da bakteri mi geliyor? Gelseydi güzel olurdu; onları suçlardık bu hastalıklar için.

Oysa suçlu biziz. Bu hastalıkların sebebi motora yanlış benzin koymamızdır.

Hastalıklar bize olmaz, biz onlarin bize olmasına sebep oluruz.

Sebep, yanlış benzin sonucu olusan asit artıkların vücutta birikmesidir.
Asidin vücudun temizlik, savunma, onarma sistemlerinin kapasitesinin üzerine çıkacak kadar birikip tüm dokuları kirletmesidir.

ASİTLENİYORUZ.

Yıllarca biriken bu asitleri ameliyatla, şipşak yutulan bir hapla yokeden tıbbi bir yöntem yok. Asidi azaltmanın yolu, asidin panzehiri alkaliyi arttırmaktır.

PANZEHİR; ALKALİ OLMAKTIR.
 
diyor,sevgili yazar...
Farklı kaynaklarda alkali diyetle ilgili şöyle bir hesaplama yapmışlar : diyelim  5 kilo vermek istiyorsunuz ,bunu 3 ile çarpıyorsunuz,15 gün süre ile alkali şekilde besinleri tüketiyorsunuz ...
1 ayda 10 kilo veren var,ki bu şok diyet gibi bir saçmalık da değil,aslında diyet de değil,yaşam şekli....
Tabi arkadaş çevrenize bunu anlatmak kolay olmuyor. 'Ne yani sen şimdi kola,kahve ,alkol içmiyor musun yaniiiii?'' diye şaşırıyorlar sanki ayda yürümeyi teklif etmişim gibi...Sosyal ortama uyum konusu işi zorlaştırıyor ,gerçek ...
LaKİN,
Karın şişliği, terleme, kilo problemi yok...Vücudum hafif,fit,saçlarımdan tırnaklarıma kadar yenilenme hissi,uykunun kalitesinde artış,az uykuya rağmen dinamiklik,vücuttaki tüm ödemin gitmesi,kesinlikle sigara denen illete veda,ciltte parlama,daha mutlu ve huzurlu bir insana dönüşüyorsun...
Her şeye daha farklı bir bakış açısı geliştiriyorsun,büyük kırmızı market zincirlerinin hayvanlara ne yaptıklarını,sektörün obeziteyi nasıl getirdiğini,bağımlılığı,bir türlü doyuma ulaşmayan mide ve ruhu görüyorsun...
Bu konuda yazılacak da söylenecek de çok şey var...Bu yaşam tarzının en ünlü temsilcilerinden biri de ,
 
Victoria Beckham, çocuk doğurmasına rağmen zayıf kalmayı başaranlardan. Hatta fazla zayıf..:)
Türk insanının genetik özelliklerinde böyle bir zayıflık olduğunu sanmıyorum ben :)
 
Araştırmaya devam edip bu konudaaaaa epey paylaşım yapasım var. İlgilenen olur mu bilmiyorum ama ben ara verdiğim dönemime yarın tekrar başlıyorum ...Ne yiyip içtiğimi ,sağlıklı menülerimi burada yayımlamayı düşünüyorum..
Madem güzel olan her şey ile ilgili bir blog yazıyorum:
Bedenimizin ve içimizin güzelliğine de yer verelim .
SEvgilerle...

Cumartesi mi? İŞTE SİYAH OLMA ZAMANI!

2013 yeni yıl derken şubata geldik...Şubat ayı denilince aklıma eskiden resim derslerinde çizdiğim resim geliyor,bir ev,oda,büyük bir soba,kenarındaki minderde kedi,önünde bir yumak,ortada halı,büyükçe dikdörtgenden yapılmış bir kanepe,üzerinde önce oturarak çizelmek istenmiş ama becerilememiş bir anne,perdeleri ikiye ayrılmış,bir küçük pencere...O kedi hep olur,O perde mutlaka iki yandan tutturulurdu...Şİmdi çiziyor olsak sanırım perdenin kenarından içeri bakan kedi resmi olurdu...Nereden nereye geldim böyle acaba :) Her neyse...Meselemize geri dönüyorum...

   Asil Cumartesi...Siyah İnci Zarafetiyle Bizi Büyüleyecek...

Kış ayında olduğumuz için hiiiç zorlanacağımızı sanmıyorum...Siyah,kimin vazgeçilmezi değil ki?




Asil ve siyah deyince aklıma ilk gelen COCO CHANEL...Müthiş bir kadın...Bayan Chanel...Her daim içtiği sigarası,sansanyonel yaşamı,dikimi,şapkaları,pantolunu kadınlara getirişi,hayattan esinlenerek lacivert beyaz çizgili denizci konsepttini getirişi,asil ve zarif çizgisi...Filmini uzun zaman önce izlemiştim,izlemeyen varsa tavsiye ederim,çok güzel bir filmdi..


Cumartesi gününe gelince, Satürn ve Uranüs gezegenleri...Oğlak ve Kova burcunun günleri..Satürn ,düzen ve disiplini temsil ediyor. Uranüs ise değişimleri. DEğişim için, ev taşıma gibi işler için uygun bir gün. Manevi olaylarla ilgili zaman ayırma günü. Aynı zamanda gelecekle ilgili planlarımızdaki korkulardan arınma günü...

Yarın dışarıda zaman geçirmek isteyenler siyah beyaz birkombin hazırlayabilirler,zira dama deseni,siyah beyaz çizgili taytlar,tunikler,elbiseler çok moda...

:) Umarım güzel bir haftanın ardından daha da şanslı daha da mutlu daha da sağlıklı bir hafta bizimle olur...

Sevgilerle....